Canım Anneme

Anneanneme

Çocukluğumun, yeni yetmeliğimin, bol merdivenli, iki katlı, eski eviydi Anneannem… Geniş terasında duvarından ayaklarını uzatır seyre dalardı.. 6 çocuk ve sayısız torundu, onun hayatı… Dedemin akşam işten dönerken, sırtına yüklediği poşetleri, balkondan görür. “hadi bir yardım edin” derdi, ortada kim varsa… Bakkala giderken arkamdan gelen “kendine de canın ne istiyorsa al” sesiydi…Çocuk sevindirmeyi iyi bilirdi… 2 oda bir salon eviydi, tütün kolonyası kokan… Bayram günleri hariç girilmeyen odasıydı, pembemsi koltuklar olan… Terasta kurulan, “hep ama hep kurulan” geniş sofralarıydı… Emektar mavi bir plastik kapta duran tuzuydu. Şimdi düşünüyorum da, bir tuzluk için büyük bir kaptı lakin kalabalıkla orantılıydı. Hep kalabalıktı.. Belki bu yüzden, anneannem, yalnızlığı sevmezdi… Düğün yemeğiydi.. Çocukların yer sofralarında oturtulduğu …(ki bu hissiyatımı büyüyünce dile getirdiğimde “o zamanlar öyleydi” derdi.) Maaş günleri banka kuyruklarıydı, birlikte beklediğimiz…Hep bir telaş olurdu onun banka günlerinde, kendimi bildim bileli böyle… Çocukluğumun alçılı ayağıydı anneannem.. Bir insan ayağını kaç kere kırardı ki hayatında…

Kendi deyimiyle, “buzlar gibi” gibi serdiği yataklarıydı.. Tertemiz evi.. Küçük bir büfesiydi şimdilerin tv ünitesi…. Küçük odasında saatlerce oynadığımız oyunlarıydı…Arada çıngarların koptuğu Karanlık bir mutfağı vardı, bitmeyen tükenmek bilmeyen tencere yemekler çıkardı oradan..Yoklukların, en yok olduğu o eski zamanlarda, kıymalı yumurtası efsaneydi en malzemelisin den.. Hele köftesi ah o anneanne köftesi… Turşuları kavanoz kavanoz sıralanmış.. O eski, kırgın evde, dedemin “dahiyane buluşları” ile hayatı kolaylaşırdı… Terasta bile mutfak vardı, en musluklusundan Etrafında, kızları ona pervane… O tek ve biricik oğlunun peşinde. Türk annesi nihayetinde.Koşturan boy boy torunlar.. Sessizliğin sesi bulunmazdı evinde…

İlk gençliğimin anneannesi, kolu kanadı, en büyük dayanağı bu dünyadan göçmüş anneannesiydi… Dedemden sonra, o kagir evde çıktı hayatımızdan.. Hani derler ya, “nohut oda bakla sofa”, öyle bir evde tuttu dedemin yasını, artık ne çocukları eski çocuklarıydı ne de kendisi… O tek göz oda ev yine kalabalıktı, dolar taşardı ama neylersin ki boşluk büyüktü… Artık anneannemde yaşlanmıştı.. Geçmişinin yükü, 6 çocuğun büyümesi, evlenmesi, üstüne bir de torun bakması ve dedemin gidişi… Torunlar büyüdükçe, azaldı evin sessizliği, geçmişin kalabalık anıları bayramdan bayrama bıraktı yerini… Ev sessizleştikçe, anneannem de değişti… Sessizlikte insan kendi sesine daha çok alışırmış ve artık başka ses istemezmiş ya anneannemde artık eskisi gibi olamadı. Çabası azaldı hayata tutunmaya… En sonunda da, kapandı o tek göz odanın demir kapısı…

Bir bavulcuktu artık evi, her ay değişen adreslerde, birde gittikçe büyüyen sepette ilaçları… Torunları da çoluk çocuğa karışınca, alzheimer dayandı kapısına…. Hiç kimseye kapatmamıştı kapısını, şimdi de ona kapanmıyordu hiç bir kapı.. Öyle güzel baktı ki çocukları, gecikti illet hastalığın ilerlemesi.. Ama durmadı, Orta yaşımın anneannesi, köşede oturan, polar örtüsü dizlerinde anneannesiydi. Yanı başında, bir dolu ilaç bulunan sepeti, önünde, ayağını uzatmak için duran, her daim taburesiydi.. Hangi çocuğuna gittiyse, orada toplanılan… Her ziyaretimde uğradığım.. Her ziyaretimde evini özlediğini söyleyen, anneannesiydi.. Dedemin ona verdiği değerden di sanırım, yaşlanınca hep dikkat çekmek istemesi… İlgilenilmezse dayanamazdı… Her ziyaretimde helallik istediğim anneannemdi. Şimdilerde, Demirimsi soğukluktaki hastanede, Kendini bilmez halde yatan. Çocukluğum..Gençliğim…Anneannemdi…..

01-02 Aralık 2016 (Yağmurlu bir İstanbul gecesinden uzaktaki anneanneme)

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

istanbul eskort bayan istanbul escorts istanbul eskort bayanlar adana escort türk porno şirinevler escort antalya escort kayseri escort