Dünyada mutlu bir hayat filizlenir

Krize karşı sol politikalar ancak sistemden dönüşsüz bir çıkışı işaret ettiği oranda anlamlı olabilecek. İkizdere’de köylü kadınların cesareti, toplumun değiştirme cüretinin parçası. Solun görevi o parçayı bütüne hatırlatmak.

Dünyada mutlu bir hayat filizlenir

Yusuf Tuna KOÇ

On yıl önce ilk SARS virüsü tüm dünyayı tedirgin ettiği zaman, Marksistler devletlerin ileride olası salgınları önlemek açısından aşı ve ilaç çalışmaları için irade göstermelerini istemişlerdi. Fakat ilaç şirketlerinin milyonlarca dolar kazandığı bir sektör, üstelik aciliyeti olmayan bir durum için, kamunun ellerine bırakılamayacak kadar kıymetli görülmüş, bugünler için herhangi bir hazırlık yapılmamıştı. Dahası, sağlık hizmetlerini yekten şirketlerin eline bırakabilmek için Türkiye, ABD gibi ülkeler kendi ilaç ve aşı altyapılarını ya bitirmiş ya da özelleştirmişti.

Tabii ki sorun tek başına bir öngörü veyahut hazırlık sorunu değil. Sorun kar odaklı bir sistemin sağlığımızı satışa çıkarıp, satamadığında bizi milyonlar olarak ölüme terk etmesi. Sorun tüm insanlığın birbirlerinden başka hiçbir şeyi olmaması.

YALNIZLIĞA MAHKUMİYET

Sovyetlerin çöküşü sonrası zaferini ilan eden kapitalizm, kurtuluş yolu olarak bireyciliği gösterdi. Sonucu ise daha ilk krizde bir başına kalan milyonlarca birey oldu. 2007’deki o krizden bugüne geçen 14 yılda ise sistemin gidişatı krizleri dünyanın her yerine ve her alana yaymak, siyaset içerisinde de kendi canavarlarını yaratmak oldu. Çaresizliği yalnızlığından gelen bireylere öfke duyabileceği “ötekiler” yaratılıp, düzen içi siyasete de bu öfkeyi kanalize edebilecekleri “samimi faşistler” sunuldu.

İnsanlık bu kez de bir salgın kriziyle baş başa bırakıldı. Gelişmiş ülkelerin aşı üretiminde öncelikle kendi sorunlarını çözebildiği, dünyanın kalanını patent sahibi şirketlerin insafına bıraktığı bir noktaya geldik. Sağlıktaki kriz, bugün IMF’den ABD’ye emperyalist kapitalizmin en büyük aktörlerini yara bandı misali refah önlemlerine ve devletçiliğe yönlendiriyor.
Fakat bu yönelim de bir çözüm değil sadece malumun ilanıdır. Neoliberal sistemden artık umudun kesilmesi, yerine kapitalist devletçiliğin çözüm ya da geçici de olsa önlem olabileceği anlamına gelmiyor. Tersine, Türkiye benzeri ülkelerde salgının daha otoriter ve baskıcı bir yönelimin bahanesi haline gelmesi, yalnızlığımızı faşist bir otorite ile kalıcılaştırma çabası. Ancak ABD, Almanya gibi, dünyanın geri kalanı üzerindeki sömürü ve tahakkümü ile ayakta kalabilen ülkelerin bugün geçici çözümler üretebilmesi de geleceğimiz adına bir umut oluşturmuyor. Aksine, bugün solun gerekliliğini daha da perçinliyor.

DEĞİŞTİRME CESARETİ

Fakat krize karşı sol politikalar, ancak sistemden dönüşsüz bir çıkışı işaret ettiği oranda anlamlı olabilecek. Tersine, neoliberalizme yara bandı işlevi görmeye çabalayan sol, sosyal demokrat hükümetlerin de geldiği noktayı hep birlikte gördük. Neoliberal kapitalizm, onları da içine katarak çığı büyüttü.

Neoliberal çağın bir başka özelliği de siyasetin de halktan kopartılarak medya merkezli büyülü bir pop-siyaset alanı yaratılmış olması. Siyaseti toplumsallaştırmak, halkın örgütlü gücüne dayanmak yerine bu büyülü pencerenin içinde kalarak dünyanın değiştirebileceği yanılgısı. Gerçek bir değişim için siyasetin örgütlü kitlelerin eseri olacağını akıldan çıkarmadan, onu medyanın kör kuyusundan siyasetin gerçek büyüsünü gösterdiği yerde, hayatta, sokakta ve halkın tertemiz ellerinde yeniden yaratmak da bir başka görev.

Dolayısıyla kurtuluş, peşimizden kovalayan çığdan kaçmayı bırakıp yeni bir yol açmakta yatıyor. Bu imkanlar geliştikçe zaten bir ayağımız bu yolun dışına çıkıyor. Deprem, salgın gibi ani yıkımlarda gösterdiğimiz dayanışmayı, bu felaketleri üzerimize bırakan sisteme karşı daha örgütlü şekilde gösterebildiğimiz zaman, yeni bir hayatın nasıl kurulacağını da gösterebilmiş olacağız. İkizdere’de jandarmanın karşısında dikilen köylü kadınların cesareti, bütün toplumun değiştirme cüretinin bir parçası. Solun görevi, o parçayı bütüne hatırlatmak, bir başka hayatın imkanlarını kurmak.

Bugün, salgında ikinci 1 Mayıs’a giderken, bu yalnızlıktan ve çaresizlikten kurtuluşun yolunun ancak dayanışmadan, kolektif mücadeleden, üzerimize ölüsü çökmüş kapitalist sisteme karşı yeni ve mutlu bir hayatın can suyu olmaktan geçtiğini yaşamın kendisi gösteriyor. Bize düşen bunun gereğini yapacak cüreti, hep beraber solda örmekte, toptan değiştirmekte.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir