Özel hastaneler için müşteri, AKP için oy: Kapitalizm öldürüyor

Pandemi özellikle sağlık alanındaki sınıfsal farklılıkları gün yüzüne çıkardı. İktidarı boyunca sağlık sistemini özel sektöre emanet eden AKP bu gelişmenin başrolü.

Özel hastaneler için müşteri, AKP için oy: Kapitalizm öldürüyor

Ozan GÜNDOĞDU

Türkiye’deki ilk Covid-19 vakasının görülmesinin ardından 400 günden fazla zaman geçti. Bu süreçte pandemi halkın en temel gündemi haline gelirken, pandemiyle birlikte sınıfsal farklılıklar da teşhir oldu. Yaşamak için çalışmak zorunda olan, üreterek tüketen geniş halk kesimleri ile yaşamak için sermayesini işleten, tüketmek için üretmeye ihtiyacı olmayan azınlık arasındaki çatışma görünür hale geldi. Ancak pandemi bu görünürlüğün en belirgin alanının “sağlık sistemi” olmasını sağladı. Piyasalaştırma dalgasından sert şekilde etkilenen sağlık sistemleri son 40 yıldır artık “sağlık sektörü” olarak ifade ediliyor. Sağlığın bir hak değil de sektör olarak anılmaya başlamasıyla birlikte hasta da müşteri olarak konumlanıyor.

Hastaların müşteri haline gelmesinin en trajik örnekleri Covid-19 vaka sayısının zirve yaptığı geçen haftalarda yaşandı. İstanbul Tabip Odası, özel hastanelerin Covid-19 hastalarından gayriresmi yollarla para talep ettiğini 20 Nisan tarihli basın açıklamasında şu şekilde duyurdu; “Covid-19 salgınının üçüncü pikini yaptığı bugünlerde vatandaş can derdine düşmüş iken özel hastane patronları da salgını fırsata dönüştürme çabası içine girmişlerdir. Vatandaşlardan günlük 15 bin TL’ye varan ücretler talep edildiği şikayetleri gelmektedir.”

YATAKLARIN YÜZDE 21’İ ÖZEL HASTANELERDE

Salgında parası olan küçük bir azınlığın özel hastanelere gidebildiği biliniyor. Ancak resmi verilere göre sağlık sisteminin kapasitesinin küçük bir kısmı değil neredeyse beşte biri özel hastanelere ayrılmış durumda. Metropollerde ise bu oran çok daha yüksek. Sağlık Bakanlığı’nın en son yayımladığı 2019 Sağlık İstatistikleri Yıllığı’ndaki verilere göre ülkedeki her 100 hastane yatağının 21’i özel hastanelerde. (Verilere ilişkin detaylar tabloda) Ancak toplam yatak kapasitesinde özel hastanelerin payı AKP dönemi boyunca sert artış yaşanmış durumda. 2002 yılına gidildiğinde ülkedeki her 100 hastane yatağının 7’sinin özel hastanelerde olduğu görülebiliyor. AKP iktidarı döneminde özel hastanelerin toplam yatak kapasitesi içindeki konumu 3 katına çıkmış durumda.

20 YILDA ÖZEL HASTANE SAYISI 2’YE KATLANDI

Buna paralel olarak son 20 yıl içinde hastane sayılarında da benzer gelişmeler yaşandı. 2002’de 271 olan özel hastane sayısı 2019 başında 575’e yükseldi. Buna karşılık kamu hastanesi sayısı nüfus artış hızından daha yavaş artıyor. 2002’de 774 olan Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastane sayısı 2019 başında 895’e yükselmiş durumda. İlgili yıllarda özel hastanelerin artış oranı yüzde 112’yken, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastane sayısındaki artış oranı yüzde 15,6. Sağlık sisteminin kapasitesinin özel sektöre devredilmesinin sosyolojik sonuçları da bulunuyor. TÜİK’in Hanehalkı Tüketim Harcamaları başlıklı çalışması da adaletsiz sonuçları gözler önüne seren nitelikte. Verilere göre 2019 yılında her 100 liralık sağlık harcamasının 48,4 lirasını nüfusun en zengin yüzde 20’lik kesimi, her 100 liralık sağlık harcamasının 4,7 TL’sini ise en yoksul yüzde 20’lik kesimi yaptı. Başka bir ifadeyle sağlık sektörünün esas müşterisi yüksek gelirli kesimler. Durum böyle olunca özel sağlık kurumları da yüksek gelirli bölgelerde yoğunlaşıyor.

Son açıklanan 2019- Sağlık İstatistikleri Yıllığı verilerine göre ülkedeki özel hastane sayısı 575. Ancak hastaneler ülkenin sağlık hizmetine erişmekte zorlanan yoksul bölgelerinde konumlanmıyor. Özel hastanelerin 166’sı yani yüzde 29’u kişi başına gelirin en yüksek olduğu megakent İstanbul’da. Bu kentte her 100 hastane yatağının 40’ının özel hastanelerde olduğu biliniyor. Hal böyle olunca pandeminin yönetilmesinde en çok kriz çıkan kent de İstanbul oluyor.

SAĞLIK TEKELLERİ ARTIK TÜRKİYE’DE DE VAR

“Sağlık sektöründeki” büyümeye paralel biçimde sektörün finansal riskleri de artıyor. BDDK’nin verilerine göre 2005 şubat ayında “Sağlık ve sosyal hizmetler” başlıklı sektörün bankalara olan nakdi kredi borcu 214,6 milyon dolarken, 2021 şubat ayında bu tutar 3,63 milyar dolara çıkmış durumda. Bu süreçte sağlık sektörü bir yandan büyürken bir yandan da borç batağına saplanıyor. İlgili süreçte banka borcu dolar bazında bile 16 katına çıkan sektör SGK’nin de omuzlarındaki yük. Zira borç yükleri yüzünden özel hastane sahipleri yaşamak için devletten giderek daha yüksek miktarda kaynak almak zorunda. Üstelik finans sisteminin yapısı gereği sağlık sektörü de giderek tekellerin elinde toplanıyor. Örneğin 1991’de kurulan Acıbadem Sağlık Grubu’nun bugün 21 hastanesi 13 tıp merkez, 22 bin 500 çalışanı bulunuyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın kurucusu olduğu Medipol Sağlık Grubu’ndaki hastane sayısı 1’i diş hastanesi olmak üzere toplam 10.

SEÇİM ENDEKSLİ NİTELİKLİ YATAK İLLÜZYONU

Verilere göre hastane yatağı sayısında son 20 yılda büyük bir artış yok. 2000 yılında 172 bin 449 olan hastane yatağı sayısı 2019’a kadar yüzde 38 artarak 237 bin 504’e çıkmış durumda. Ancak bu artışın nedeni de kamunun sağlık yatırımlarından çok özel hastanelerin yatırımından kaynaklanıyor. 2000 yılında özel hastanelerin yatak sayısı 11 bin 667’yken, 2019’a kadar yüzde 338’lik artışla 51 bin 165’e yükseliyor. Peki AKP döneminde sağlık hizmetindeki görünür değişiklik neydi? Özel hastane için hasta müşteriye dönüşürken, AKP için de hasta seçmen olarak kavranıyor. Yatak sayısı artmıyor ancak yataklar “nitelikli yatağa” dönüştürülüyor. Nitelikli yatak Sağlık Bakanlığı’nın tanımına göre şu şekilde; “İçinde tuvaleti ve banyosu ile en fazla 2 hasta yatağı, televizyon, telefon, buzdolabı, yemek masası, etajeri ve yatırılabilen refakatçi koltuğu bulunan odalardaki yataklardır”. 2002 yılında her 100 yatağın sadece 11,7’si nitelikli yatakken, 2019’da bu sayı 74,7’ye çıkıyor. Bir başka ifadeyle görüntü ve konfora önemli yatırımlar yapılıyor. Ancak aynı süreçte cepten yapılan sağlık harcaması da artıyor. Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre 2002 yılında “Cepten yapılan sağlık harcaması” kişi başına yıllık 37 dolarken bu tutar 2019 itibarıyla 72 dolara yükseldi.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir