Yeni Osmanlı rüyasının sonu

Ankara, yeni Osmanlıcı dış politikanın sonuna geldi. Libya’dan Mısır’a, Suriye’den Arabistan’a uzanan bir U dönüşü yaşanıyor. ABD seçimleri ise Saray’ı emperyal uykulardan uyandırdı.

Yeni Osmanlı rüyasının sonu

Yusuf Tuna Koç

Libya, Türkiye ve Mısır hattında hareketlilik artıyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavışoğlu, beraberindeki heyetle Libya’ya giderken, Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal başkanlığındaki heyetin de resmi temaslarda bulunmak üzere Mısır’a gittiği iddi edildi. İddia Dışişleri Bakanlığı tarafından yalanlandı. Türkiye dış politikası ‘Yeni Osmanlıcılık’ hayallerinin batışı sonrası yeniden şekilleniyor. 2011’deki ‘Arap Baharı’nın ardından, bütün dış politikasını Türkiye’nin lideri olacağı bir Sünni orta doğu hayaline odaklayan Saray rejimi, ardı ardına çöken ÖSO ve İhvan projelerinin peşinde ülkeyi kaosa sürükledi. Mısır ile ilişkilerin de sıfırlandığı sürecin ardından Türkiye, ABD seçimleriyle rüyadan uyandı. Biden’ın doğrudan müdahaleci dış politikasına uyum sağlamak için eski hayallerini bir yana bırakan iktidar, şimdi restleştiği Körfez ülkeleri ve Mısır ile barışmanın yollarını arıyor.

HER BÖLGEDE KAYBEDİLDİ

2011 sonrasında bölgede Suriye, Mısır ve Tunus’ta yaşanan iç çatışmalarda Sünni ittifakını devreye sokan AKP dış politikası, sırasıyla tüm bu ülkelerde başarısız olmuştu. Suriye’de dış müdahaleye karşı Esad yönetiminin ayakta kalması, Tunus’ta halkın İhvan’a karşı duruşu ve Mısır’da gerçekleşen askeri darbe ile Mursi iktidarının düşüşü, üç ülkede de Sarayın ittifak kurmak istediği güçleri iktidardan düşürdü. AKP mevcut dış politikasını sürdürürken İstanbul’da İhvan yanlılarının Sisi karşıtı propaganda yapabilmesi için olanak sağlamış, Suriye’de yaptığı operasyonlar ve ÖSO üzerinden ülkede bir Sünni bölge yaratma hayaliyle ciddi yatırım yapmıştı.

ARAP ÜÇGENİNDE TÜRKİYE

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Katar arasındaki anlaşmazlık, Türkiye’yi bölgedeki çatışmalarda kendi çıkarına göre hareket etme konusunda fırsat çıktığını düşündürdü. Bir süredir Saray açısından sorunsuz giden bu ortaklık, son dönemde Katar’ın uzun süredir anlaşamadığı Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile tekrardan görüşme ve uzlaşma yollarını açmasıyla yeni bir krize girdi.

ABD’nin Körfezdeki gerilime yönelik tavrı ise Trump döneminin sonlarında müdahaleci bir tarza dönüştü. Trump’ın damadı ve Orta Doğu’daki aktif diplomatlarından olan Kushner, başkanlığın son döneminde önce Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni İsrail ile yan yana getirmiş, ardından da Katar’ı bu barışa eklemeye çalışmıştı. Bu çabaların bir sonucu olarak İsrail ile körfezin barışı, bir proje olarak ilerleme kat ediyor. Bunun yanında Katar’ın da tekrardan iki körfez ülkesiyle yan yana gelmesi ve ABD’nin Biden ile birlikte daha müdahaleci bir çizgiye gelişi, Türkiye’yi dış politikasını sil baştan düzenlemeye götürdü.

BIDEN SONRASI DEĞİŞİM

Son bir aydır Türkiye’nin dış politika hamleleri, bölgedeki kümelenmenin dışında kalmanın paniğiyle ilerliyor. Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan projesi unutularak, sadece Mısır değil aynı zamanda Yunanistan ile de masaya oturuldu. Gerilimli geçen görüşmeler, Türkiye’nin önümüzdeki süreçte bölgede AB ile de çatışma yaşamaktan kaçındığını gösteriyor. AB de çeşitli açıklamalarla Türkiye iç işleriyle ilgilenmeyeceğinin işaretini verdi.

Gelinen noktada Türkiye, hem yeni emperyal planın dışında kalmamak hem de ABD’den de aynı garantiyi alabilmek için Mısır ve Suudi Arabistan ile barışmanın yollarını arıyor. Pentagon da Türkiye ile alakalı olarak soğuk savaş dönemini hatırlatarak, müttefiklerinin iç işleriyle değil, dışarıda sağladıkları yararla ilgilendiklerini söylemişti. Ardı ardına gelen Kanal İstanbul ve Montrö gündemleri de Saray’ın, ABD’nin emperyal politikalarına yaranabilmek için bütün sınırları zorlayacağını gösteriyor.

HER ŞEY SİL BAŞTAN

Geçtiğimiz haftalarda kapatılan İhvan yayın organları da Mısır ile normalleşmenin bir işareti olmuştu. Fakat Mısır tarafı doğrudan iade edilmelerini talep ediyor. Türkiye’nin bugüne kadar yaptığı jestlere karşı da aynı samimiyetle cevap vermiş değil. Yine Suudi Arabistan da mesafesini koruyarak Türkiye’den daha fazlasını talep ediyor. İbrahim Kalın’ın Kaşıkçı cinayeti konusunda Suudi Arabistan’ın soruşturmasına saygı duydukları açıklamasının hemen ardından ülkedeki Türk okullarının kapatıldığının açıklanması, olası bir ortaklık için daha fazlasını talep ettiklerini gösteriyor.

Son olarak Libya’da da Türkiye güçlerinin çekilmesine yönelik talep, ‘daha fazlanın’ ne olduğunu gösterir nitelikte. Türkiye, eğer bu ortaklık içine dahil olmak istiyorsa, Osmanlıcılık hayallerinden bütünüyle vazgeçmek zorunda. Biden liderliğindeki yeni Amerikan stratejisi de ABD’nin daha müdahaleci olacağı ve Trump dönemine kıyasla müttefiklerine daha az serbestlik tanıyacağına işaret ediyor. Yaptırımlar, S-400, insan hakları ve ülkenin kırılgan ekonomisi de düşünüldüğünde, Saray rejiminin dış politikadaki sil baştan değişimindeki acele anlaşılabiliyor.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir